Hak Teâlâ yedi kat yerin altında yeşil kaya, kırmızı boğa, büyük balık ve engin denizden daha aşağıda kendi haşmetiyle yedi tabaka Cehennem yaratmıştır.
Bu yedi tabaka, birbirinin altında ve her iki tabaka arası beşyüz yıllık mesafedir. Cehennemin yedi kapısı vardır.
Her birinin içinde ateşten yetmişbin dağ, her dağda ateşten yetmişbin vadi, her vadinin içinde ipler, sandıklar, tokmaklar, topuzlar, zincirler, bukağılar, köpekler, yılanlar, zehirli akrepler, kaynar sular, katran ve irinler, zehir, zakküm gibi binlerce azâb vardır.
Cehennemde kara yüzlü, mavi gözlü zebani melekler vardır. Bu meleklerin hepsi sağırdır, onlarda merhamet yaratılmamıştır, sayıları çoktur. Hak Teâlâ zebaniler Mâlik isminde büyük ve heybetli bir melek vekil etmiştir. Yedi Cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur.
Birinci cehennemin adı Cehennem'dir. Diğerlerine göre azâbı daha hafif ve incedir. Ümmet i Muhammedin (sallâllahü aleyhi vesellem) günahkârlarının yeri orasıdır.
İkinci tabakanın adı Sair'dir. Hıristiyanlar orada azâb görürler.
Üçüncü tabakanın adı Sekar'dır. Yahudiler için devamlı kalınacak azap yeridir.
Dördüncü tabakanın adı Cahîm'dir. Dinden dönenler ve şeytanlar için orada acıklı bir azâb vardır.
Beşinci tabakanın adı Hutame'dir. Gayyâ kuyusu oradadır. Ye'cûc ve Me'cüc ve kâfirlerin yeridir.
Altıncı tabakanın adı Lezi dir. Put ve ateşe tapanlar ile sihir yapanlar için hazırdır.
Yedinci tabaka en aşağı kattır, ismi Hâviye'dir. Orada Allah'ı inkâr edenler, O'na inanmayan dinsizler, borcunu ödemeyenler, yalancı ve münâfıklar olacaktır. Bu yedinci tabakanın etkisi ve harareti, azabının şiddeti diğerlerinden çoktur. Yedi Cehennemin kendi içindeki tabakaları yedibin tabakadan çoktur.
Cehennem Dünya yerinin altındadır.Kıyamet kopup, tüm yaratılanlar ölüp yeniden dirildiğinde hesap için mahşer meydanına toplanır.Yetmişbin saf zebâniler Cehennemi yer altından Mahşer yerinin yakınına getirirler. Mahşer halkını halka gibi sararlar. mahşer meydanında de insanlar ellibin yıl hesabı bekleyerek bu hâlde sıkıntı içinde kalırlar.
Kirâmen kâtibin günahı sevabı yazan melekler melekleri, Dünyada yazdıkları amel defterlerini mahşerde sahiblerine verirler. Müminlere ve itaatli olanlara sağ tarafından, kâfirlere ve fasıklara sol taraflarından verirler. Hak Teâlâ orada bütün insan ve cin topluluklarıyla vasıtasız konuşacaktır. Bir anda herkesin hesabını görüp kimine hitâb, kimine itâb eder.
Mazlumun hakkını zâlimden sevap olarak alır ve mazlûma verir. Eğer zâlimin sevabı yoksa mazlumun günahlarını zâlime yükletir. Hesabdan sonra hayvanları toprak eder. Kâfirler hayvanlara gıbta edip keşke biz de toprak olsaydık derler. Mahşer yerinde iki direk üzerine bir büyük terazi kurulur. Her direğin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. Her kefesi yeryüzü kadar geniştir. Bu Mizan, terazi ile mahşer gününde sevablar ve günahlar tartılır. Sevabı ağır olanlar Cennete, günahı ağır olanlar Cehenneme giderler. Ancak Hak Teâlâ ikram ederek, günahı çok olan dilediği bir kısım kullarını affeder. Bir kısmı da Peygamberler, evliyâlar, Alimler ve şehitlerin şefâatine kavuşurlar. Fakat bunların iman ile vefat etmiş olmaları şarttır. Çünkü dünyadan imansız gidenlere Cennet, af ve şefaat olmaz, aslâ Cehennemden kurtulamazlar. imanlı olarak ölüp de günahı sevabından çok olan, afv ve şefâate de uğramayan mü'minler günahları kadar Cehennemde yanıp sonra Cennete giderler. Zerre kadar imanla ölen kişi sonunda muhakkak Cehennemden kurtulup rahata erer.
Cehennem ve Tabakaları
Yeraltındaki Yaratıklar
Alimlere göre ise Arapça’ya başka dillerden geçmiştir. yecuc ,mecuckelimelerin “ateş alevlenip durulmak; su tuzlu ve acı olmak; düşmana saldırmak, hızlı koşmak” anlamlarındaki “ecc”, “ak kor haline gelmiş ateş, parlak nesne” mânasına gelen “evc” yahut “yayılmak, etrafa dağılmak” anlamındaki “ycc” ve “mcc” köklerinden türediğini, ayrıca “hızlı hareket eden, etrafa yayılan; ateş gibi yakıp yok eden kimse veya topluluk” mânalarında mecazen kullanıldığını belirtirler.
Kur’an’da bahsedilen Ye’cûc ve Me’cûc biri geçmişte vuku bulmuş, diğeri gelecekte vuku bulacak olaylarla ilişkili olarak iki defa zikredilmiştir.
Enbiyâ sûresinde ise Ye’cûc ve Me’cûc’den gelecekte ortaya çıkacak bir topluluk olarak söz edilir, burada da yer ve zamana değinilmeden gerçek vaad yaklaştığında Ye’cûc ve Me’cûc’ün önünün açılacağı kaydedilir.
“Gerçek vaad”den maksat müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre kıyametin kopmasıdır, dolayısıyla Ye’cûc ve Me’cûc kıyametin yaklaştığına işaret eden bir alâmettir veya kıyametin ilk aşamasında ortaya çıkacaktır. Âyetlerin anlamından hareketle şunları söylemek mümkündür: Ye’cûc ve Me’cûc çevreye yayılıp zarar veren, yakıp yıkan toplulukların bir tasviridir; Kur’an, geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu niteliği taşıyan toplulukların ortaya çıkacağını haber vermektedir. Bunlar çok kalabalık bir topluluktur ve yeryüzünde fesat çıkaracaktır.
Hz. Peygamber bir gün uykudan uyandıktan sonra, “Vukuu yaklaşan felâketten dolayı vay Araplar’ın haline!” demiş ve Ye’cûc-Me’cûc’ün seddinde küçük bir deliğin açılacağını haber vermiştir.
Yine kıyamet vakti gelince Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddi yıktıktan sonra tepelerden akın edip yeryüzüne dağılacakları, gittikleri her yeri yakıp yıkacakları, insanların korkularından kalelerine ve barınaklarına sığınacakları, yeryüzündeki bütün suları içip Taberiye gölünü kurutacakları, herkesi yok ettiklerini zannettikleri bir sırada Allah Teâlâ’nın, boyunlarına isabet edecek bir deve kurtçuğu göndererek onları helâk edeceği, sonunda insanların şehirlerden ve kalelerden çıkıp hayvanlarını serbest bırakacakları rivayet edilmiştir (Müsned, III, 77; İbn Mâce, “Fiten”, 33).
Bu yakıştırmaların, Gog ve Magog’un doğudan çıkacağı iddiasının yer aldığı Ehl-i kitap’tan veya Türkler’e düşman olan topluluklardan kaynaklandığını söylemek mümkündür.
Kur’an’da yer alan bilgiden hareketle Ye’cûc ve Me’cûc’ün yaşadıkları yerden çıkarak dünyaya yayılıp çevrelerine zarar veren, her yeri yakıp yıkan topluluklar olduğunu, tarihte geçtiği gibi gelecekte de bu niteliği taşıyan toplulukların ortaya çıkacağını söylemek isabetli görünmektedir.
Yecuc Mecuc
Huri ve Gilmanlar
Cennetlerin isimleri ve yapilari
Sidretul muntehadaki melekler
Hz Ademin Yaradılışı
Dört Büyük Melek
Tefsir ve Hadis Alimleria şöyle demişlerdir: Allahü Teâlâ Cennetlerin altında güneşin ışığından yetmişbin perde yaratmıştır. Bunların altında Ay'ın ışığından yetmişbin perde ortaya koymuştur. Bunların da altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır.
Bu bahirlerin altında yedinci kat gök vardır. Renkli nurdan veya bir rivayette kırmızı yakuttandır. İsmi Aribâ'dır. Meleklerle doludur. Bu muhterem melekler erkek insan şeklindedir. Tesbihleri devamlı «Sübhânallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve zinete Arşihi ve mıdâdi kelimatihi», demektir.
Onlar Allahü Teâlâ'dan başka kimseyi bilmezler. Birbirlerine dahi bakmazlar. Allahü Teâlâ'nın korkusundan ayakta durup kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara Melâike-i mukarrebin ve rûhâniyyin derler. Reislerinin ismi yedinci kat göğün koruyucusu olan Hâkyâil'dir.
Yedinci kat göğün altında altıncı kat gök vardır ki, el değmemiş incidendir. İsmi Rak'â'dır. Bu katdaki melekler gılman şeklinde, yüzleri gülden tazedir. Hepsi Hakk Teâlâ'nm korkusundan rü- kû'dadır. Tesbihleri «Sübhâne Rabbi külli şey'in» dir. Reislerinin adı KemhâiTdir ki, altıncı kat göğün koruyucusudur.
Onun altında beşinci kat gök vardır. Kırmızı altındandır, ismi Dineka'dır. Melekleri hûri şeklinde olup hepsi Allahü Teâlâ'nm korkusundan oturup hudû' üzeredirler. Tesbihleri: «Sübhâne'l-halıkı'n- nûri ve bihamdihi» dir. Reislerinin ismi Semhâil'dir ki, beşinci kat göğün koruyucusudur.
Onun altında beyaz gümüşten dördüncü kat gök vardır. îsmi Erkalûn'dur. Melekleri at şeklindedir. Tesbihleri: «Sübhânel meliki'l- Kuddûs, Rabbüna ve Rabbü'l-melâiketi verrûh» dur. Reislerinin ismi Kakâil'dir ki, dördüncü kat göğün koruyucusudur.
Dördüncü katın altında üçüncü kat gök vardır. Sarı yakuttandır. İsmi Mâ'ün'dur. Melekleri kartal şeklindedir. Tesbihleri: «Süb hâne'lmelikil hayyıllezi lâ yemût» dur. Reislerinin ismi Safdâil'dir. Üçüncü kat göğün koruyucusudur.
Üçüncü kat göğün altında kırmızı yakuttan ikinci kat gök vardır. Adı Kaydûm'dur. Melekleri deve görünüşündedir. Tesbihleri: «Sübhâne zil izzeti vel-ceberût» dur. Reislerinin ismi Mihâil'dir. İkinci kat göğün koruyucusudur.
Onun altında yeşil zebercedden birinci kat gök vardır. İsmi Berki'a'dır. Melekleri sığır sûretindedir. Tesbihleri: «Sübhâne zil mülki ve'l-melekût» dur. Bu dünya semasındaki meleklerin reisi ve koruyucusu İsmail'dir. Bu büyük ve güzel melek Mikâil'in vekilidir. Yağmuru her yere taksim eden odur. Yağmur damlaları onun hesabı ile iner. Bulutlar onun sevk ettiği bölgeye gider.
Gökteki Melekler
Yine bir gün sevgili Peygamberimiz, üzerinde kirli elbiseler bulunan birini göstererek; Şu kişi, acaba elbisesini yıkayacak bir şey bulamıyor mu?" buyurdu.
Resul-i Ekrem (S.A.V.); beden, elbise, yiyecek, giyecek, ev ve sokak temizliğine fevkalâde önem verirdi. Bununla beraber kalp ve ruh temizliğinin ehemmiyetini de ısrarla belirtirdi.
Bunun içindir ki; "Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kişidir" buyurmuştur.
Peygamberimiz bu hâdisiyle toplum içinde, Müslümanlara; "itibarlı ve güvenilir" olmaları gerektiğini işaret ediyordu.
Bu sebeple Peygamberimiz: "Söz söylerken yalancılık edeni, söz verdiği zaman sözünde durmayanı, kendisine bir şey emanet edilince hıyanet edeni" ikiyüzlülükle nitelemiştir.
Çünkü bu eksiklik ve yanlışlıklan yapan Müslümanlar, güvenilir insan olmaktan uzaklaşırlar. Peygamberimiz, kalp hakkında da şöyle buyurmuştur: "Dikkatli ve uyanık olunuz! Bedenin içinde bir lokmacık et parçası vardır ki, iyi olursa bütün beden iyi olur, bozuk olursa bütün beden bozuk olur. İşte o et parçası kalptir?'
Kalp, mânevî açıdan bakıldığında bir semboldür, iyi değerlerle beslendiğinde sahibine yol gösterir, estetik duygusu da böyle bir kalbe sahip olmakla başlar. Kalp fesada uğramış ise o kişide iyilik duygularının ve estetik anlayışının gelişip serpilmesini beklemek hayal olur. Ruhun beslenmesi de ihsan metoduyla mümkündür. Yani Müslüman, ahlâkî şuurun gelişmesini sağlayacak ve davranışlarını en güzel, en ölçülü şekilde ayarlamaya özen gösterecek, bunun için de her an Cenâb-ı Hak tarafından görülüp gözetildiğinin, ilâhi bir denetim altında bulunduğunun farkında olacak. Bu ince noktayı akıldan ırak tutmayan kişi, yanlış işten, eksik ve hatalı davranıştan kaçınacak; dolayısıyla güzelliği, doğruluğu, iyiliği, estetiği yakalayabilecektir. Cenâb-ı Hak bize; "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyi hal ver, ahirette de" diye dua yapmamızı emreder. Bundan anlıyoruz ki Müslüman, hem ahireti bem de dünyayı düşünecektir. Ama onun dünyası düzensiz, karışık, dağınık bir dünya olamaz. "Allah güzeldir, güzelliği her şeyde ihsanı (güzelliği ve zerafeti) emretti!" buyurmuştur.
"Bir insan herhangi bir iş yaptığında, Allah o işin en iyi şekilde yapılmasını sever" buyuran sevgili Peygamberimiz, bir kabrin bile iyi kazılmasını ve cenaze toprağa verildikten sonra iyi örtülmesini ister. O bir gun, bir cenaze merasimine (muhtemelen oğlu İbrahim'in cenazesine) gitti. Mevtayı toprağa verdiler, üstünü örttüler, fakat kabirde bir kazılış hatası vardı, bir taraf eğri görünüyordu Peygamberimiz bunun hemen düzeltilmesini emretti. Orada bulunanlar "Bu ölüyü rahatsız mı eder? dediler. Peygamberimiz onlara şu cevabı verdi: "Hayır; gerçekte böyle şeyler ölüyü ne sıkar, nede rahatlık verir, fakat bu. sağ olanların gözüne güzel görünmesi içindir